Balçıkhisar Tarihçesi
BALÇIKHİSAR (Tinnoros-Tinnara)

KRAL YOLU: Araştırmalara göre Şuhut'un Kral yoluyla doğrudan bir ilişkisi yoktur. Bununla beraber tarihçi Ramsay " Anadolu’nun tarihi coğrafyası, adlı yapıtında bu konuya sıkça değinmektedir. Ona göre Sardis' ten (Manisa yakınlarındaki bir antik şehir) Susa'ya (İran topraklarına) giden Kral yolunun Salata ve Keramon agoradan geçmeyip şimdiki bahsettiğimiz delillerin gösterdiği üzere Apameia(Dinar), MELİSSA (ŞUHUT -BALÇIKHİSAR YAKINLARI) VE Synnada'dan geçmiş gerekirdi." der. Yapıttın bir başka yerinde ise, "unutulmamalı ki Synnada ticaret yoluna yakın olmakla beraber tam üstünde değildi. Öte yandan Roma dönemindeki Anadolu yollarından söz ederken "Synnada ile Apameia(dinar) arasındaki tepelerde kesik kayaların ve tesviyeler vardır " der. Kesik kayaların ve tesviyelerin yol amacıyla işlendiğini ve yapıldığını ileri sürer.
Günümüzde frig yazısı çözülmediği için siyasi tarihleri hakkında fazla bilgimiz yoktur. Yapılan araştırmalar, ayakta kalan frig kaya anıtları onların uygarlıkta ne denli ileri gittiğini göstermektedir. Kendilerinden önce oluşan uygarlıkları -özellikle Hitit uygarlığını- kendilerine özgü uygarlıklarını yaratma bir yol gösterici olarak benimseyen frigler, afyon-Eskişehir-Kütahya üçgeni içinde, Türkmen dağlarının güney ve batı yöresinde Ankara-afyon yolu ile İstanbul-Eskişehir-Konya yollarının kesişme noktasının çevrelendiği bölge içinde en görkemli yapıtlarını vermişlerdir. Yanı sıra, iki önemli uygarlık merkezleri de bu bölge içinde kurulmuştur. Bunlardan biri siyasi bir merkez olan, başşehir Gordion, diğeri ise M.Ö. 7. YY ın ikinci yarısında kurulan ve dini merkez olan Midas şehridir. Midas şehri ve afyon-Eskişehir-Kütahya birleşim üçgeninde ana tanrıça kybele’ye gereken önem verilirken, Gordion şehrinde ise krallar öyküleşen bir yaşam sürmüştür.
Frigler özellikle maden işçiliğinde çok ileri gitmişler, yaptıkları süslü içki kadehlerini Yunanistan’a ihraç etmişlerdir. Kaya ve taş mimarisinde de ileri giden frigler en güzel ve eşsiz örneklerini İhsaniye ilçesinde vermişlerdir. (alankaya-Aslantaş-kapıkayalar) yanı sıra ağaç işçiliğine, kilim, keçe sanatına ve müziğe gereken önemi vermişlerdir. Hatta batılı zenginlerin giydiği “frig külahı” onların eseridir. Ve bu külahı, afyon müzesindeki kral Midas heykelinde görmek olasıdır. frig tarihini ayrıntılı vermemizin nedeni aşağıda da belirteceğimiz gibi- synnada’nın kurucusu akamas’ın bu dönemler, frigyanın merkezi sayılan bu bölgede synnada’yı kurmuş olmasından kaynaklanıyor. Ve daha sonra synnada santral frigya (merkez frigya) denilen bölgenin başkenti olacaktır.
Ünlü ozan Homeros’un “ilyada” destanında sözünü ettiği Truva savaş’larında Anadolu’nun çeşitli devletleri katıldı. Frigler de bu savaşa katılarak Truvalıların yanında yer aldılar. Uzun süren savaşlarda akalılar yenemeyeceğini anlayınca “tahta at” hilesine başvurarak Truvalıları yendiler. Yenilginin ardından şehri boşaltan kahramanlar (komutanlar), Anadolu topraklarına, özellikle frigya topraklarına yayıldılar.Şuhut ilçesinin kurucusu akamas’da bu kahramanlardan biridir.İtalya destanında akamas’a da yer verilir ve onun için şöyle denir.peiros ile birlikte trakya’lıların başında akamas vardı.hızla akan helespont çevirdi topraklarını promakos’u vurdu gargısı ile, akamas bağıra bağıra öğündü kral peneleos, saldırdı akamas’ın üzerine akamas dayandı bu saldırıya, akamas trakya’lıların yiğit eri önce akalıların kalesi telemon oğlu aios’ı vurdu ......... İlah. Şiirden de anlaşılacağı üzere akamas Trakyalı bir komutan olarak Truvalıların yanında savaşa katılmıştır. Savaş sonucunda birlikleri ile beraber frigya bölgesine çekilir. Bakınız bu konuda gönçer ne diyor: “akamas, Truva savaşı umulmadık bir biçimde sona ermesi üzerine torlar (dorlar) dan Trakyalı, Makedonyalı ve ahiya (aka-iyon) lı birliklerin başında iç Anadolu’ya çekilerek afyon ili Şuhut ilçesinin yerinde synnada adı ile bir şehir kurdu. Şehrin milli kahramanı oldu. Uzun süreler synnada’lıların gönüllerinde yaşadı.şehrin yarı egemen olduğu ilk roma çağlarında bastığı paraların akamas’ın büstünü koydu. Synnada’lılar paralarında “dorların, Makedonyalıların, iyon’luların, synnada’sı” diyerek üç büyük halktan meydana gelen bir şehir olduklarını açıklamışlardır. synnada’nın kuruluşu hemen hemen M.Ö.1180 yıllarında olmuştur. Görüldüğü gibi Şuhut 12. Ve sonraki yy.da önemli bir şehir olarak sesini duyurmuştur. Bu arada frigya’lı bir kahraman olan tinnoros’u da analım geçelim.

Balçıkhisar kasabasının harımarası mevkiinde öreni bulunan köy bu kahraman adını taşımaktadır. Bu köyde bulunana heykel kaidesinde tinnoros oğullarının adı geçmekte olup, bu yazı Balçıkhisar köy çeşmesindedir. Ayrıca tinnoros’un synnada paralarında resmi bulunmuştur. Buradan giderek tinnoros ve oğulları synnada’ya yerleşmiş olabilirler ve harımarası bu ailenin çiftliği olabilir.
Lidya dönemi:geçmişi M.Ö. 2000 yıllarına dayanan Lidya ünlü destan yazarı Homeros’un İlayda’sında maionia olarak geçen ve tarih sahnesindeki etkinliğini 7.yy. da gösteren bir devlettir. Adı geçen devlet kral gyges (giges) tarafından M.Ö. 680 yıllarında batı Anadolu’da kurulmuş olup, başkenti sard şehridir. (sard bugün Manisa yakınlarında antik kenttir.)Kimmeriler’in frigleri yıkması üzerine ortaya çıkan ve kurulan Lidya devleti giges zamanında her yönden gelişti. Sard’ın varsıl bir ticaret şehri olarak ünü komşu devletlere ulaştı. Yine Lidya kralı giges alış-verişi hızlandırmak için altın ve gümüşten yapılmış paraları dünyada ilk kez kullandı. Bununla da yetinmeyen giges ticaretini ve ekonomisini geliştirmek için yolun önemini kavrayarak Efes’ten Sard’a ulaşan, oradan da doğuya giden kral yolu’nu geliştirdi ve sürekliliğini sağladı. Anadolu, pers egemenliği altına girince Lidyalılar da Perslerin egemenliği altına girmiştir. (M.Ö.546) ve 334’e dek Pers’lerin egemenliği altında kalmışlardır. Daha sonra ise Lidya topraklarına büyük İskender egemen olmuştur.Lidya’nın görkemli dönemlerinde -belli bir süre- batı Anadolu ya giderek Şuhut’a, Lidya devletinin egemenliği altına girmiştir.
Pers dönemi: Lidya’nın ardından Anadolu’yu doğudan gelen Perslerin işgal ettiğini görüyoruz. (6.yy.) Pers imparatoru dorûs 2. M.Ö. 407 yılında genç oğlu keyhüsrev’i (Perslerin prensi syrup) Anadolu satrabı (genel valisi) yaptı. Keyhüsrev’e, Lidya, frigya, Kapadokya toprakları büyük frigya adıyla verildi. Büyük frigya topraklarının başkenti, daha önce başkent olan sard’dan taşınarak gelene’ye (dinar) getirildi. Ve gelene başkent oldu.bu sıralarda Atina ile Isparta arasında sürtüşmeler olup, genç keyhüsrev bu sürtüşmede Isparta’yı tutuyordu. Bu olaylar sırasında genç keyhüsrev ünlü ve soylu komutan Atinalı alkibyades’le (alcibiades) tanıştı. Bu tanışma dostluğa dönüştü.Atinalı alkibyades ise Atina Isparta çatışmasında kâh Isparta yanını, kâh Atina yanını tuttu. En son Atina yanını tuttuysa da savaşma sanatını öğrettiği ıskarta’lılar Atina’yı işgal ettiler. O da dostu genç keyhüsrev’e sığındı. Keyhüsrev onu Metropolis ile synnada arasındaki melissa çiftliğine yerleştirmiştir. (M.Ö. 404) alkibyades bu çiftlikte ölmüştür.adı geçen çiftlik ramsay’a göre Şuhut Balçıkhisar kasabasıdır. Süleyman gönçer’e göre ise, bu çiftliğin yeri köpek inleri çevresindeki tarım bölgesidir.

Helenistik çağ: nice olaylara tanık olan, Anadolu halkı, pers krallarının sorumsuz, beceriksiz yönetimine, satrapların (genel valilerin) sürekli çekişmelerine de tanık olmuştur. Barışı dostluğu, insanca yaşamayı seven Anadolu halkı, bu çekişmelerden –mutsuzluk ve yoksulluk adına- hakkı olan payı almıştır.büyük iskender’in gelişi de Anadolu’ya barış getirmemiştir. Sadece komutanlar yöneticiler değişmiş, mutsuzluk, kan, gözyaşı, yoksulluk ve savaşlar sürüp gitmiştir; soylu Anadolu topraklarında iskender’in (M.Ö. 334) Anadolu topraklarına ayak basmasından roma yönetimine dek (M.Ö. 84) Anadolu toprakları –doğal olarak Şuhut’ ta- bölge valileri ve komutanlar arasında el değiştirip durmuştur.büyük İskender kral olduktan sonra gerekli hazırlıkları yaparak ve tüm Helen’leri bayrağı altına toplayarak İran’ı (persler) yıkmak, öç almak amacıyla Çanakkale boğazı üzerinden Anadolu’ya geçti. (M.Ö. 334) ege ve Akdeniz kıyılarını dolaşıp pers ordusu ile karşılaşmayınca eski frigya başkenti Gordion’da, Anadolu içlerine dağılan ordusunun toplanması emrini verdi. (pers ordusuna savaş açmak için). İskender kendisi Ağlasun üzerinden, gelene’ye (dinar) geldi. Burada dinar’ın savaşsız alınması için bir süre bekledi. Daha sonra eski dinar yolunu takip ederek Gordion’a vardı. Gordion’a varınca tüm birliklerini hazır buldu.Gordion’dan doğuya doğru yürüyen İskender isos şehrinde İran ordusunu yenerek, kendisine tüm Asya kapılarını açtı.İskender Anadolu’ya girince Pers’lerden çok çeken Anadolu halkı tarafından bir kahraman gibi karşılandı. Şehirlerin birçoğu savaşmadan kapılarını İskender’e açtı. Böyle şehirleri İskender belli bir vergiye bağlayarak, iç işlerinde özgür bıraktı. Bu şehirlerden biri de synnada (Şuhut) tur.İskender M.Ö.323’de ölünce yerine geçecek kardeşi –oğlu olmadığı için- komutanları arasında iktidar kavgaları başladı. Ayrıca çeşitli bölgelere atadığı genel valilerin hepsi bölgelerinde bağımsızlıklarını ilan ettiler.gelene’de oturan frigya genel valisi de afyon ili ve bölgesinde bağımsızlığını ilan etti. Ve yönetimi 20 yıl sürdü. Daha önce de belirttiğimiz gibi, İskender ölünce yerine geçecek kimse yoktu. Taht kavgası için İskender’in generalleri arasında kıyasıya bir mücadele başladı. Bu mücadele frigya genel valisi antigon’da gerekli yerini aldı. İlkin gelene’de egemenliğini ilan etti, daha sonra büyük bir ordu ile trakya üzerinden makedonya’ya ulaşarak tahta oturdu. Bu durum karşısında İskender’in diğer generalleri antigon’a karşı birleşerek bir cephe oluşturdular. İskender Anadolu içlerine yürürken hazineyi beklemesi için Bergama kalesine ömen’i bırakmıştı. Bergama kralı ömen’de frigya topraklarına saldırarak Sincanlıya, Sandıklı’ya dek uzanan batı frigya topraklarını ele geçirdi. Bu arada, antigon makedonya’ya girerken, doğudaki generallerle savaşmak üzere bölgesinde üç komutan bırakmıştı. Bu komutanlardan birisi synnada (Şuhut) kalesi koruyucusu dokimos’tur. Dokimos ömen’i atmak için gerekli uğraşı vermiş, antigon’un da bölgesine dönmesi ile ömen’in yönetimi bu bölgede son bulmuştur. İskender’in tahtına egemen olmak için birçok girişimi olan antigon doğudan ve batıdan gelen ordu ile çay-bolvadin arasındaki düzlükte savaştı. Bu savaş tarihe, “ipsos meydan savaşı” adıyla geçti. (300) savaş sonrası gelene’ye kaçan antigon aynı yıl öldü. Böylece yönetimi de son buldu. Doğudan ve batıdan gelen ve batıdan gelen komutanlar antigon’un topraklarını paylaştılar, synnada ise trakya kralı lizimahos’a düştü. Bu konuda Süleyman gönçer şöyle diyor. “synnada (Şuhut) bölgesi komutanı Dokimos, synnada kalesini savaşsız lizimahos’a bıraktı ve bu bölgenin yine komutanı oldu. Yönetimindeki Makedonyalı askerlerin önemli bir parçası da synnada’da yerleşmiş bulunuyordu. Roma çağında bu Makedonyalı halk, şehir yönetimine kaldılar ve başkanlığı ellerine geçirdiklerinde bastıkları paralarla “synnadaon makedonon” Makedonyalıların synnada’sı deyimiyle kullandılar. Yine Süleyman gönçer, aynı yapıtın 146. Sayfasında Şuhut’a haşhaş’ın gelişini şöyle anlatır.“M.Ö. 333’ de büyük İskender’in gelişi ile yarı egemen olan şehirler, ilk roma cumhuriyeti çağında basmaya başladıkları şehir sikkeleri arasında synnada (Şuhut) da basılmış bir tip sikke üzerinde bir buğday başağı ve haşhaş kellesi resmi bulunmuştur. Ayrıca diğer bir tip sikke üzerinde, elinde haşhaş kellesi buğday başağı ve keten bitkilerinden bir demet tutan şehir tanrıçası resmi de bulunmuştur. Aynı demeti tutan tanrıça resmi amorium (Emirdağ hisarköy) sikkesinde de vardır. Bunlardan kesin olarak anlıyoruz ki, M.Ö. Afyonkarahisar ili bölgesinde haşhaş (afyon) bitkisi ekimi yapılıyordu. Bu bitkinin ana vatanı benim düşünceme göre Hindistan olmalıdır. Hindistan’dan synnada’ya (Şuhut’a) gelişi, herhalde M.Ö. 30’ de ipsos (çay) da yapılan savaşta 480 harp filinin de bulunduğu selefkos ordusundaki askerler getirmişler ve dokimos’un savaşmadan bıraktığı synnada’da halka bu tohumu vermişlerdir. Gün geçtikçe bölgenin çok darlık çektiği yağ bitkisi gelişmiş, şehir tanrıçasının bereket sembolü olarak paralara basılmıştır. Ayrıca M.Ö. 51 yılında, burada yağ bitkisi olarak ekildiğini ünlü Roma’lı yazar ve Kilikya (Çukurova) valisi çiçeron, synnada’dan geçerken görmüştür. Charl texie’nin küçük Asya’sını Türkçeye çeviren zat, bunu zeytin ağaçları diye çevirmiş ise de, Şuhut’ta denizden 1140 metre yüksek yaylada zeytin ağacı yetişmiş olması olanaksızdır. Çiçeron; M.Ö. 51’de kilikya’ya geçerken “yağ bitkisi (haşhaş) ekili tarlalar arasına synnada’da girmiştir.”











